Politik
Seçimler. %10luk baraj var ya da yok. Demokrasi aptalca geliyor bana. Demokrasinin bilinçaltında "Aklın yolu bir" algısı var. X kişinin, bulunduğu ülkede değişiklik yaratması için bir kamuoyu yaratması gerektikçe, bir siyasi parti, dernek vesaire kurup aynı şeyleri başkalarına da düşündürmesi gerektikçe sürekli sövülen faşizme sövmeye devam edeceğiz.
Bireysel olarak sekülerizm yanlısı biriyim. Düşüncelerimi tam anlamıyla savunan bir siyasi parti yok. Buna en yakın olana oy vermeye zorlanıyorsam, öeh. İstencimin gerçekleşmediği şeyi savunamam ben. Ama bunun savunulması, governmen’t’in çıkarına. Zira governmen’t farklı olanı istemiyor. Onun tek arzusu, herkesin herkesleşmesi, tektipleşilmesi. Bu, ilköğretimden ortaöğretimin sonuna dek, 18'den sonraysa oy verme geyiğiyle sürüyor. Sistem, bunun üzerine kurulu.
Governmen’t ister ki, insanlar iki gruba ayrılsın, belki biraz daha fazla gruba olabilir ama ne olursa olsun kategorize edilebilmeliler. Bireyciliğe karşı government. Solcu, sağcı, liberal, daha solcu, daha sağcı, müslüman-hristiyan... Böylece reklamlar daha kolay hazırlanabilsin, daha kolay propaganda yapılabilsin, ulaşılan kişi sayısı artsın sürekli. Bu durumu karşıladığını bildiğim bir kelime var: Tamahkarlık.
Kategorizasyonu isteyen, yalnızca government değil, evet. Şirketler, gazeteler, TV kanalları, diziler, filmler, kitaplar, yazarlar. Kitleleşme fetişleri! Solcu gazete, milliyetçi yazar, dinci kanal. Bunlar hep pragmatizm. Hep.
İnsanların da, büyük bir kısmının bunlara atlıyor olması. Politik görüşe sahip olmayan bir apolitiği yererler, ama bir de onların politik görüşünün dışında ol, hemen çullanırlar üzerine. Propagandaya başlar ya da sinirlenirler. Hangi ideolojik akım, din, filozofik anlayış var ki, karşıtı olmadan güçlenebilmiş? Dualism is everywhere.