Some Shit
İflah olmaz bir yazcı olarak, mevsimlerin minimum 1 ay kaymış oluşunu görmezden gelme eğilimiyle birlikte, resmi olarak kış ayının sona ermiş olmasından aşşşırı mutluyum.
Cumartesi gecesi dolmuş bulamadığımdan eve yeşil scooterla gitmeye karar verdim. Yolun yaklaşık yarısındaysa yere kapaklandım. Aslında bir şeye de takılmadım. Sanırım scooter kendi kendine frene bastı. Yere suratımın sağ kısmı üzerine düştüm ve suratımla deri ceketim kana bulandı. Bugün pazartesi ve hala diş etlerim acıyor, gözümün altındaki morluk duruyor, kaşımın kenarı ve çenemde açılan yarıklar kabuk bağladı. Sağ elimi yumruk yaptığımda acımaya devam ediyor. Eh, en azındancılık yaparak bu oyuncakların saatte 20 km'yi aşmıyor oluşlarına mı sevineyim, yoksa günde yaklaşık 10 saat kazasız motosiklet kullanıp düşmediğim halde, hepi topu bir scooterdan düşmüş oluşuma mı üzüleyim, idk açıkçası.Yeni girdiğim iş konusunda, düşündüğüm kadar hızlı kazanamıyorum. Zira hemen her alanda olduğu gibi vfynz ve onun uzantılarından biri olan enznmna dolayısıyla yeterince iş olmuyor. Belli ki bu ay böyle boş geçecek. Ama yine de seçimimin harika olduğuna inanmaya devam ediyorum, çünkü bir önceki işyerimde boss falan vardı ve oradaki emeğimin karşılığı olan ödemeyi hala alamadım. Klasik ya, proper bir işverene rastlamak zor butik işletmelerde maalesef. Bir daha böyle patronlu matronlu bir işe girmek zorunda kalmayacağımı bilmek güzel.
Hellbound'a başladım dün sabah. Bölümler alışılageldik Netflix işlerine göre hayli uzun, 55 dk ortalaması. Fakat oldukça iyi iş. Bazı gereksiz sahneler ve uzatmalar dışında güç, yozlaşma, religion, cult, özgür irade gibi konuları işleyen ve tarafını da oldukça seküler bir tarafa aşşırı net bir şekilde koyan bir yapım. İkinci sezona başladım bile.