6'yı 66 Geçe
Saatine baktı Caine. 6'yı 66 geçiyordu. "Zamanı geldi." dedi, yanındaki kukuletalıya. Kukuletalı, pekala anlamına gelen kısa ve küçükçe başını salladı. Kapının kolunu elleriyle kavradı yüzü görünmeyen. Aşağı indirmişti ki, bir an donup kaldı. Elini geriye çekti ve "Belki de ilk sen girmek istersin, Caine." dedi. Caine "Benim için önemli değil" dedi. "Aç ve girelim. Sabırsızlanıyorum." Kukuletalı, bunun üzerine kalın kapıyı açıp içeriye girdi. Caine, onu izledi.
Girdikleri odanın duvarlarında meşaleler yanıyordu. Yanmakta Olan Ateş'in Işığı'nda, bir duvarda kabartma biçiminde çıplak kadın ve erkek figürleri yer alıyordu. Birinde, farklı ve sanatsal bağlamda başarılı olan Boynuz ve Black Sun kabartmaları vardı. Bir müzik çalıyordu, içeride. Bu, Taghut'un çıkarttığı tek albümden bir parçaydı. Odanın ortasında, gri rengi olan, muhtemel demirden bir sandalyeye bağlanmış, üzerinde bir cüppe ve kafasında bir sarık olan adam vardı.
İçeriye girdiklerinde, sarıklı sordu, kendi dilinde: "NEDEN KİLİTLEDİNİZ BENİ BURAYA!" Ne Caine ve ne de Kukuletalı duymuş gibiydi, bu gırtlaktan konuşan, kıvırcık sakallı adamı. Sarıklının ses tonu daha da yükseldi: "KİM OLDUĞUMU BİLİYOR MUSUNUZ!" Bu iğrenç bulduğu adamın, iğrenç bulduğu sesini duymak, Caine'de kusma istenci yarattı. Kukuletalı'ya "Şimdi." diye fısıldadı.
"Kim olduğunu biliyoruz. Buradasın, zira örgütünün youtube'a yüklediği videoyu izledik, yanımda gördüğün bu adamla birlikte. Buradasın zira, alınması gereken bir intikam var."
Sarıklı, şaşırmıştı. Buraya nasıl geldiğini hatırlamıyordu. Son anısı, örgütündeki diğer üst düzet yönetici dindaşlarıyla, bu Yüzü Görünmeyen'in bahsettiği videoyu izleyip kahkahalar atması, şükür namazı kılması ve peşinden daldığı huzurlu bir uykuydu. Yanıtladı: "Siz de kimsiniz? Nasıl olur da beni burada bu kadar saattir bu efendime ve yaratıcıma edilen küfürlerin olduğu odada tutuyorsunuz?"
Kukuletalı, tıslayarak güldü. "Biz, insanlığın çoğunun bilmediğiyiz. Eğer, inandığın kitabın yazarı, varlığımızdan haberdar olsaydı, bunu bilmesi dahi onu altına sıçırtır, elini ayağını birbirine dolaştırırdı."
Sarıklının gözbebekleri büyüdü ve ağzından tükürükler saçarak "Efendim için böyle şeyler söyleyemezsin! KAFİR!"
"Söyleyebilirim." dedi Kukuletalı, kararlılıkla. "O pragmatist ahmak için edilmiş tüm küfürleri duyacak kulakların. Tüm bu eğlencenin, bir müzik setinden ibaret olacağını sanmıyordun, öyle değil mi?"
Caine, "Hey" diye seslendi, Sarıklı'ya. Kukuletalı, "Bunu izlemelisin, kendisi arapça bilmiyor ama daha iyi bildiği şeyler var." dedi, Sandalyeye Bağlanan'a.
Caine, avuçlarını ve parmaklarını aşağıya doğru açtı. Yuvarlak bir imge belirdi, iki elinin ortasındaki boşlukta. Bağlanan, şaşkınlıktan büyük dilini dahi yutacak gibi oldu. Caine, ellerini bağlananın karşısına doğru yöneltti. Sırıtarak duvara fırlattı, avcundakini. Duvara, bir jöle gibi yapıştı önce, bu saydam renkli, soyut bir ateşi andıran şey. Sonra yavaş yavaş bir şekil kazanmaya başladı. Önce kare halini aldı, daha sonra da dikdörtgen. Sarıklı, ağından salyalar akıtıyordu. Bir an sonra, duvarı neredeyse boydan boya kaplayan bir televizyon halini aldı, Soyut Ateş.
Kukuletalı, Sarıklı'ya bakarak "Niye bu kadar şaşırdın ki? Nerede olduğumuzu sanıyordun, dünyada mı?" dedi ve bir kahkaha patlattı.